tebrikler tabii ki.. hızla yükseliyor cüneyt çakır..
cüneyt çakır uefa elele, fulham finale!
Perşembe, Nisan 29, 2010 zaman: Perşembe, Nisan 29, 2010tebrikler tabii ki.. hızla yükseliyor cüneyt çakır..
2010 barcelona - inter: 1 - 0
Çarşamba, Nisan 28, 2010 zaman: Çarşamba, Nisan 28, 2010drama'nın ilk ayağını kısaca özet geçelim de geçen hafta yaprak dökümü izleyenlere kıyak olsun; barcelona san siro'da ilk golü tipik bir pes 2008 oyunu ile attı. ardından interin 3 golu geldi ve maç 3-1 bitti.. tüm bu olaya rağmen kanımca maçta tek zevk veren interli 75. dakika gibi oyuna giren balotelliydi..
maçtan evvel mourinho giydirmedik insan birakmiyor hatta laf bir an "çorumspor klasman gruplarına kalmaya baksın önce"ye kadar geliyordu.. gazeteciler açbilaç bu arkadaşın konuşmalarını "mourinho ona buna şuna gider yapti" diye yazarken maç günü geliyor, barcelona yönetimi taraftara "ya rica ediyoruz, lütfen diyoruz avrupalı olabiliriz ama maça saatinde değil 1 saat erkenden gelin.. ambians olsun ortam olsun ya!" diyordu.. demek ki olay bu.. barcelona da olsa boluspor'da olsa "maçtan 1 saat önce gelceniz buraya, birlikte isincez, birlikte konsantre olcez" durumu var. (tolga'nın boluspor taraftarına seslenişi için şuraya..)
(bu taraftardan beklediler maça erken gelmelerini.. ha bu arada mourinho barcelona'nın madridde final oynamak konusunda takıntılı olduğunu söylerken abartmıyordu sanırım)
her neyse bir şekil maç başladı. barcelona beklendiği gibi topu alıp inter'e vermiyordu, inter de arada top ayağımıza geçerse ilerde milito ile topu kaleye kaktırırız diyerek, 2004'te yunanistan'ın kitabını yazdığı bir oyunu oynamaya çalışıyordu.. ki bir atakta milito hayali bir keskin nişanci tarafindan vurulup yerde kalınca inter'in makyevellist bir şekilde maçı kazanmak için her şeyi yapabileceğini anladık..
(geçen sene barcelona'da oynayan eto'o inter sezon başında alıyor, ismini yavuz veya midilli olarak değiştirmek istiyor ama uefa buna izin vermiyordu)
29. dakika'da motta busquets'i tokatlayıp ikinci sarı kartını görüyor ve taraftar için korku dolu anlar başlıyordu. inter kapanacaktı.. busquets yerde "ağlıyor numarası" inter taraftarı stadın üstlerinden "ayağa kalkın adam gibi oynayın" tezahuratını italyanca söylüyordu..
(senin ananı avradını severim doğru konuş moduna giren motta!)
ilk yarıda şunlar oldu, bunlar oldu demek isterdim. sonuçta şampiyonlar ligi maçı izliyorsun, sahada bir oyun gormek istiyorsun.. ama maşallah wagner'in 3 saat süren türk dizileri gibi bir oyun sergilenmeye başladı bu dakikadan sonra.. 3 saat dizi izliyorsun sonra msn'e girdiğinde arkadaşın "nasildi" diye soruyor ve sen sadece "behlül bihter'e çakmaya çalıştı" diyebiliyorsun.. ayni şekil.. futbol oynandı işte.. barcelona ceza alanına girmeye çalıştı inter izin vermedi.. hikmet karaman bu arada guardiola'ya akıl veriyor, "şimdi böyle oynatilmaz" kivaminda bir şeyler söylüyordu.. bu adanalılar gerçekten çok garip insanlar.. galile adanali falan olsa "dünya adananın etrafında dönüyor" derdi yemin ki..
(dani alves'den "hocam napalim tiryakisiyiz" pozu)
ikinci yarı'da interli oyuncular sahaya çıkarken zanetti "beyler herkes defansa yardima geliyor" diye takımını uyariyordu.. kale arkasındaki skorbord "55." dakikayi gösterirken maçı tv'ye veren yönetmen "yaz anasini satayim ekrana inter'in gol atma şansı: %0 barcelona'nın gol atma şansı:%0" diye cinnet geçiriyor, 5 saniye sonra "sigara içmeye çıkıorum ben" diyerek olayı geçiştiriyordu.. tamam bundan zevk alanlar olabilir.. yani oturup "aha nasil ortanın açılmasını engelledi" "bravo nasil etten duvar oldu" diyenler olabilir.. ama açık konuşayım, ben ikinci yarıyı 80. dakikaya kadar izlemektense ayazağaspor ile haznedarspor'un "olm ayağınla orta yapican götünle değil" bağırışmaları arasında geçen maçını izlemeyi tercih ederim..
(korneeeeer)
açıkça farkediliyordu ki, guardiola'nın bir b planı yoktu.. a planı hep işe yaramıştı, hiç b planı'na ihtiyacı olmamıştı o da hazirlamamıştı bir tane.. sonuçta bir senelik teknik direktordu sadece.. ama 84. dakikada golü pique vals yapar gibi atiyordu.. top penaltı noktasının az sağında pique'ye geliyor, para maçı yaparken dönen para gibi dönen pique topu iki tane kayan interli arasından (yıldız kayması olacağını söylüyordu televizyonlar) ağlara gönderiyordu.. dünyanın farklı yerlerinde 54 farklı dilde "nihayet" kelimesi kullanılıyordu ama gol çok geç gelmişti.. 168. dakikada bir gol daha atabilirdi ancak barcelona..
(golden sonra messi iki rekat şükür namazı ihsan eyledi)
90+1 de bojan golu atiyordu ama golun öncesinde hakem troure'nin topu elle aldığını söylüyor "buranın çakali sen misin artiz!" diyip troure'ye madik atiyordu.. oysa "pliz hocam ya" ekolunden gelen troure haklıydı, top eline carpiyordu evet, ama eli olmasa çüküne çarpacaktı.. şahsen ben hakem olsam verirdim golu..
(buz gibi gol!!)
hülasa maç bitiyor, 2004 yılında yunanistan'ın futbola yaptığını inter bu maçta yaparak finale çıkıyordu.. mutlak bir galibiyetten sonra stadyumda çalacak "çelik - güle güle yavrum" şarkısı bir kenara atiliyor, yerine şampiyonlar ligi şarkısı çalınırken, yerde braveheart filminde ölen iskoçyalilar gibi yatan barcelona'lıların arasinda bir uzun bacaklı mourinho beliriyor, tribunlere "önce allah, sonra cengiz kurtoglu, sonra ben!!" hareketi çekiyor valdes "bilader hastam olursun yapma böyle işler" diyip mourinho'yu tribunden uzaklaştırmaya çalışıyor, mourinho hiç bozmuyordu.. interlilerin saha ortasinda sevinmesine kızan barcelona yönetimi "barcelona merkez akıllı olsun herkez!" tavrını sergileyerek fiskiyeleri açıyor "sie lan!" diyerke interlileri sahadan kovuyordu..
bir şampiyonlar gecesi de burada noktalandi.. evet futbolda yenmek de yenilmek de yani herşey var.. hatta ilker yasin bile var.. iyi geceler efendim..
yazan: ugur parildak Posted in avrupa'dan futbol, barcelona | 2 yorum »
Şampiyon Karabük
Salı, Nisan 13, 2010 zaman: Salı, Nisan 13, 2010
2 sezondur deli gibi takip ediyorum bank asya'yı.. bu lig öyle bir şey ki, ne teknik direktorler önemli, ne de taktikler. 22 kişi sahaya çıkıyor, kafaları rahat olan 11 kişi maçı alıp gidiyor.. bank asya'da başarı istiyorsanız, tek geçer akçe futbolcularn maaşlarını zamanında yatırmanız, bu çocuklarla ilgilenmeniz, birlikte eğlenmeniz, birlikte gülmeniz.
karabükspor'un hikayesi 90'ların sonunda vefat eden "metin türker"'e kadar gidiyor.. klupte büyük başkan olarak kabul gören sendikacı metin türker hakkında, karabükspor'un başkanı "Hikmet Feridun Tankut" şöyle konuşuyor: " Rahmetle andığımız Genel Başkanımız, kulüp Başkanımız Metin Türker'in (Valisa Metin) Amerika'ya tedaviye giderken havalimanında bizlere bir vasiyeti vardı. Tüm Karabük'ün yakından bildiği 3 vasiyet bırakmıştı. Bu vasiyetlerinden biri Kardemir, biri Çelik İş Sendikası diğeri ise Karabükspor'dur."
geçen sene orduspor'un başındaki "yücel ildiz" ile başladı karabükspor sezona.. altay'dan bülent ataman, ve yasin avcı, ve uzak diyarlardan emeneke takıma ısındı ısınacak derken 4 haftada 3 beraberlik, bir galibiyet ile pek iyi girmediler aslında..
sonrasında yücel ildiz'in ve yönetimin başarısı var. takır takır ödendi futbolcuların paraları, takımla birlikte güldü yücel hoca, ağlamaya gerek olmadı ama ağlansa ağlardı da.. hikayede "sezon sonuna kadar bunların paralarını tıkır tıkır ödeyecek imkanlarımız var mı?" diyerek ayaklarını ona göre uzatan yönetimin rolu çok büyük tabi. zaten başkan tankut olayı direkt anlatiyor:
"Başarı birden bire gelmiyor. Başarı kısa vadede beklenmez biraz uzun olacak demiştim o zaman ki arkadaşlarıma. Karabükspor o kadar sıkıntılı bir dönemdeydi ki, dönemin Valisi Nafiz Kayalı beni çağırarak bu işe el atmamı istedi. Ben daha sonra Kardemir yönetiminin de yanına gittim. Onlar o gün o sıkıntılı günde Karabükspor'un yetkisini bana verdiğinde benim bir isteğim vardı. Bu süreklilik arz eden bir destek olmalı. Mali porteyi çözmemiz lazım yoksa ben deplasmanda gittiğim otelin parasını ödeyemezsem altından kalkamam dedim.
Onlar o gün gerekli desteği verdi. O günden bugüne verilen sözler harfi harfine verilmiştir. Buradan Kardemir Yönetimine teşekkür ediyorum. Eğer o gün o destek sözü verilmesiydi bugün bu başarı olmazdı. Bu takım kentin takımı. Burada sadece Kardemir'in reklam geliri değil, üretilen demirden binde üç pay, işçi aidatı var. Bizim belirli bir bütçemiz var. Bizim sabit bir gelirimiz var. Biz de ona göre yorganı ayağımıza göre örttük. Bütçemiz neyse giderimizi ona göre ayarladık. Her ne kadar futbol kulübü olsak da bir ticari nokta olarak bakıyoruz. Eğer gelire göre iş yapmazsak borç katlanır giderdi. Bugün bir çok kulübün başına geldiği gibi bizde aynı şeyleri yaşasaydık bugün 3 lig yada amatör kümede oynardık. Biz hiçbir zaman denk bütçemizi aşmadık. "
bugun altay, konyaspor gerilerdeyse, karabük 4 hafta evvelden, üstelik son haftalardaki gereksiz puan kayıplarına rağmen birinci lige çıktıysa... ne çok yaladım yönetimi... ama dediğim gibi, geçen sene taraftarın yuhaladığı iki isim bu sene bu takımı birinci lige çıkartıyorsa, onların kalitelerindeki bir artıştan ziyade kafalarındaki rahatlamadır buna neden olan.. tebrikler tekrardan karabük
2010 lionel messi:4 arsenal:1
Salı, Nisan 06, 2010 zaman: Salı, Nisan 06, 2010hafta sonunda real madrid maçına çıkacak olan barcelona için durum kötüydü aslında, 15 gündür hatrick yapmayan messi'nin form düşüklüğü, puyol ile pique cezalı, yeni tanju çolak (yeni maradona diyince oluyor ama) `ibrahimoviç` ise sakattı.. öteki tarafta arsenal'de fabregas sakattı, gallas, van persie gibi geçen seneki 5-2 lık kadiköy maçının adamları hepten sakattı ve arşavin sakız ciğnemekten yorgun düşmüştü..
tüm bu eksiklikler içersinde, güzel bir barcelona akşamında akşam namazından az evvel maç başladı.. valdez arkadan "beyler hocamızın dediklerini yapiyoruz, savunma oynuyoruz, adam gördük mü basıyor, rus gördük mü çakıyoruz!" diye bağırıyordu.. 10 dakika geçmişti ki arsenal topa bir iki kere "beyler bi durun ya ısınalım" diyerek dokunmuştu.. arsenalde bir şaşkınlık bir "nereye geldik anasını satayımlık" duruşu gözüküyordu..
ama 19. dakikada arsenal Bendtner ile buldu golu. diaby den aldigi topu walcott ortaya açarken, birden önünde biten valdes'in mudahalesiyle yilmayan bendtner golu atiyordu.. şimdi böyle anlatinca olmadı tabi, ama tipik fifa golu desem anlarsınız heralde.. kanattan kaleciyi cikar, tam o sirada yerde pas ver bos kaleye adam atsin.. o tarz..
tabi sahada bir messi vardi.. tam bir dakika sonra emre tilev'e "messi messi bu adam neyin nesi" dedirtecek kivamda tipik bir messi golu atti.. türkiye'den bir messi çıkmamasını şuna bagliyorum ben: mahallede, şahsen benim mahallemde bir adam böyle bir gol atsin, acaip döverim onu.. "buranın artizti sen misin len?" derim dayak arsızı yaparim..
açın bir yerden gollere bakin, ama 43. dakka olduğunda messi 3'ü golunu atmıştı bile.. bu arada golden sonra çaktırmadan bir el işareti yapmış, ve taraftarlar "beyler bundan sonra gol yokmuş, cocukları işetelim gelelim" diyip devre arasını beklemeden tuvalete gitmişlerdi.. 80 bin kişilik stadda olacak tuvalet kuyruklarını gelin siz düşünün.. işte messi böyle büyük yürekli bir topçu..
arsen wenger'in yapabileceği tek bir hamle vardı, o da messi'yi oyundan almak.. `jedi mind trick` ile guardiola'ya "messi'yi oyundan alacaksın" demeye çalışsa da işlemiyordu tabi bu..
ikinci yarıya arsenal başlıyor ve topu ayaklarında tam olarak 14 saniye tutuyorlardı.. ikinci devre top bir orda top bir burda eşek kadar 22 adamın topun peşinde koşmasıyla geçip gitti dostlarım.. (böyle anlatiyorum ki, bende yayın gitti.. link aradim durdum.. buldugumda 82. dakikaydi) aman o kaçırdı, bu kurtardı, ah o sert girdi derkene dakkalari 80'e getirdik..
87. dakika gibi messi ortadan girip arsenal defansını ipe dizdi, sonra "hadi artik kaleye vuram" diyerek bir şut aşketti ama almunyadan döndü.. adam ayaklarına miknatis taktirdigi icin, top geri geldi bu kez almunyanin apışından topu aglara atti..
şimdi bu noktada eğer ben arsenalde oynuyor olsam, önce topu fileden alıp, degaj çekme mahiretiyle uzaylardım bi.. sonra almunia'ya "çık lan kaleden ver eldivenleri ben geçicem kaleye" derdim. sonra da messi'yi dövmeye koştururdum peşinden..
velhasil kelam, karabuk demirçelikspor, bucaspor maçından daha fazla keyif veren bir mucadele olmadı bu maç bana.. messi'yi izledik işte bitti.. çıkar messi'yi koy altay'a onun da maçları bu kadar zevkli olur.. na yaziyorum buraya.. maçın golleri altta:
0-1 Bendtner 18
1-1 Messi 21
2-1 Messi 37
3-1 Messi 42
4-1 Messi 88
yazan: ugur parildak Posted in avrupa'dan futbol, barcelona | 0 yorum »
2010 trabzonspor:1 galatasaray:0
Pazar, Mart 21, 2010 zaman: Pazar, Mart 21, 2010
(zaten fukaraligin pencesinde talihsiz bir hayat süren keko, arda turan ile birlikte sahaya çıkmak isterken talihsiz bir şekilde sabri ile birlikte sahaya çıkıyordu) puan durumu bir kaç senedir alıştığımız gibiydi aslında.. anadolu takimlarindan bir tanesi zirvenin büyük ortagiydi, istanbul takimlari hemen onunla beraber gidiyordu, ve trabzonun nerede olduguna bakmak icin puan cetvelinde kafayi asagilara indirmek gerekiyordu.. galatasaray'ın mutlaka kazanması gerekiyordu ama bu şahsen benim için şampiyonluk yarışından kopmamak için değil, şenol güneş'in maçtan sonra "trabzon çevresindeki küçük daglari ben yaptim, güzel olmasa da ben mükemmelim!" dememesi içindi..
(normal bir iş kazası olarak bakmak gerek buna.. ama işte yürek profesyonel degil.. o bangir bangir "dilerim şimdi mutlusundur" sözlü bir cengiz kurtoğlu şarkısını söylemek istiyor)
trabzoncell 20 bin taraftara atkı dagitmiş, bir kisim taraftar maçtan önce aldigi atkilari geri iade etmeye calisirken, maç 1900 itibari ile başladi.. ilk 10 dakikada galatasaray seri akınlar yapiyor, keita, jo, gio topu onurun berisine geçiremiyordu.. maçtan önce "karadeniz" gazetesine kale önünde kollari açık poz veren onur "kalem galatasaray forvetlerine kapali" demişti ama kimse bunu cok da ciddiye almamisti.. oysa maç boyunca onurun gercekci oldugu ortaya cikacakti..
ilk 30 dakika karşılıklı ataklarla güzel bir maç izliyorduk.. hoş bir ara tribunde "topu nike bu maç için özel yaptırmış, kırmızısı aidslilerin kanıyla yapilmiş" gibi bir söylenti çıksa da, maçtan evvel umut bulut'a verilen "sms ile seçilen ayın en iyi trabzonsporlusu" ödülü kaybedilmiş sonrasinda hakem odasında bulunmuş olsa da güzel bir maç gidiyordu.. taa ki neil'in pasinı ceza yayının üzerinde alan emre güngör "düşerim yollarina alırım akıllarını kim çıkacak karşıma" modunda üzüntü verecek bir şekilde çalım atmaya çalışınca colman topu alıyor, leo franco'nun yanından topu ağlara birakiyordu.. tribünde o an açılan "trabzon merkez akıllı olsun herkeZ" pankartı durumu özetliyordu aslında..
ilk yarı da karşılıklı ataklarla biterken sahadaki futbol galatasaray'ın gol atabilecegini aynı zamanda yiyebileceğini de gösteriyordu.. zaten burak kontralarda kaçırmaya başlamıştı bile..
şimdi burada ikinci yarıdaki taktik hamleleri yazacak değilim.. bunu binlerce yerden okuyabilirsiniz zaten.. galatasaray topu kaleye atabilse, caner elle gobeginde durdurabilecegi topu elle asagi indirmese, beraberligi yakalayıp belki öne gecebilecek, trabzon kacirdiklarinin yarısını atsa fark 5 olabilecekken taktik konusmanın bir mantigi yok..
dedigim gibi benim üzüldügüm yegane nokta senol güneş'in maçtan sonra şöyle acıklamalar yapiyor oluşu: ""Trabzon'da geçtiğimiz günlerde kar fırtına vardı. Bugün ise güneşli çok güzel bir hava vardı. Bunun yanında hava kirliği vardı. Sigaradan bile tehlikeli. Bunlar maç dışında yaşanan olaylar. Oyun olarak, sonuç olarak kazanan biz olduk sevindik... ... İyi oynayan takımı büyüten her oyuncunun başımızın üstünde yeri var. Onur görevini yaptı, çok da abartmayalım... "
yazan: ugur parildak Posted in galatasaray, trabzonspor | 2 yorum »
2010 galatasaray:3 i.ankaragücü:0
Pazar, Mart 14, 2010 zaman: Pazar, Mart 14, 2010
(bu foto hakkinda "sabri hürriyete dört elle sarildi" gibi bir şey demek istiyorum.. dedim hatta.. vatan yahut silistre ulan!)böyle yaratıcı olsam mesela tosun hakemin ağzından maçı anlatsam:
ya ben böyle şimdi gidiyorum kenardan tamam mı ofsayt mı diye baktım yok keita böyle bi dokundu geçti defansı anam dedim gol geliyo vurdu topa daha da dakika 3 haaaa vurdu döndü ankaragüclülerden allah dedim olmicak gol bi daha gitti top o jo'ya vurdu. hakem olduğun için keitayı alkışlamıyorsun tabi. benim tarafımda oynaması güzel oldu ama..
olmuyor tabi. insan dışarda arkadaşlarıyla maç izleyince aklında sabri'nin kaptanligi, baroş'un geri dönüşü, conan o brian'in arda'nın yanında oluşu ve gol sonrası inanilmaz sevinci, taraftarın baroş diye çıldırması gökçeklerin belediyenin parasiyla nasıl takım kurdukları hem ikinci planda kaliyor..
ama arkadaşlar güzeldir..
yazan: ugur parildak Posted in galatasaray | 1 yorum »
2010 galatasaray:4 kasımpaşa spor:1
Pazar, Şubat 28, 2010 zaman: Pazar, Şubat 28, 2010
(tüm maç boyunca "vuslatın başka alem, sen bir ömre bedelsin" diye dolanmama neden olan tarafarı kınıyorum!!)(evet bu maç da bir derbiydi!)
daha maç yeni başlamıştı ki şahin ceza alanına girdikten hemen sonra topu kaleye yapistirdi. top francodan dönünce pozisyonda beleşçilik yapan kasımpaşalı emre topu aglara gönderdi ama takribi 10 saniye sonra ağzından "nasıl ya, nasıl ofsayt hocam!" lafı dökülüyordu.. kameraların çekmediği bir anda şahin tarafından "kalıbına s***yım" tabiri ile azarlanan emre kasımpaşa'yı resmen geriye itmişti..
yılmaz hoca'nın taktiği belliydi, "defanstan kisa toplarla çıkıyoruz, ileriye bindirince bu büyük takımlar bizi harcıyor" rijkard ise dersine çalışmış "beyler ileride basıyoruz" (avcu acip yere 90 derece olacak şekilde konumlandırarak ileri geri oynatma hareketiyle birlikte). işe de yarıyordu bu. galatasaray dakikada iki atak geliştirmeye başlıyor, giovanni santos bindirdikçe ağzına mecidiyeköy tozu kaçıyordu. galatasaray böyle ilerde basıp çok top kaparken aradığı golu ancak 30. dakikada bulabildi. servet'in ceza sahasına indirdiği topu jo, arda'nın önüne bırakırken, "olm manita izliyor be, ne pis ayar olur şimdi ha!" diyerek topu ağlara gönderiyordu.. golden sonra arda elleri çırpıp "beyler bozmuyoruz, aynen devam" diye arkadaşlarına bağırırken sabri'nin "yenge izliyor diye mi bu havan yabancı!" çıkışı maçın unutulmazları arasına giriyordu..
galatasaray bundan sonra kilosu 2.5 liradan bir ton gol kaçırıyordu.. jo ayrı, santos ayri, arda keita ayrı kaçırıyordu.. yeni açık tarafındaki kaleye şutlar girmezken, ilk yarı bitiyor, tribundeki stumpf barışla birlikte "şimdi ben direğin önünde durdum tamam mı? yani top benim kafaya çarptı yoksa tugay atmadı.." şeklinde bir muhabbete giriyordu.. 15 dakika kenan doğulu şarkilari ile geçiliyor ve takimlar ikinci yari için tünelde gözüküyorlardı..
galatasaray bu kez eski açık tarafına gol kaçırıyordu. hatta bi ara 4 galatasaraylı, 2 kasımpaşalının arasından golu atamadı.. gönlümüzün milli takım antrenoru yılmaz vural, ikinci kaleci olarak ali güneş i oyuna alip orta sahayı bir şekil düzene sokmak istiyordu. (bkz: 21 eylül 2009 kasımpaşa galatasaray maçı) galatasaray gol yiyecekti, bu kadar gol kaçırdımı kesin yerdi hatta 55. dakika gibi galatasaray tribunleri "bari şimdi golu yiyelim de çıkartırız" kabullenişine girmişlerdi hüznün beş aşaması konseptinde galatasaray taraftarının "inkar'ı bu kadar çabuk kabullenmesi acaip sosyolojik bir olay aslinda". nitekim çok geçmeden kasımpaşa'nın golu ali güneş'in sağ tarafa ortası ile, sabri'nin "maç kondisyonu" eksikliğine sığınıp topla buluşan yekta'nın ayağından geliyordu..
75. dakikada, yenilen golun üstüne yakılan sigaralar daha bitmemişken santos topa çakıyor, top murat'dan dönüp penaltı noktası civarında ardanın kafasi ile buluşuyor, arda kafa ile keita'nin önüne topu bıraktığında keita'nin volesi bundan yıllar sonra "bizde bir arap vardi, ismi neydi tam hatirlamiyorum ama bi maçta bir vole golu atti.. of ki ne of" olara anılacaktı..
bundan sonra galatasaray birisi penaltıdan birisi de ofsayttan iki gol daha buldu çabucak.. futbol hakemlerinin belli bir standarti oturtamaması yüzünden ssangyong'un yediği kirmizi karti (tamam sırtta yazan isimlere daha alışamadım.. ulan diyorum bu adam koray'a benziyor da ssangyong kimdir?) ben içime sindiremiyorum.. alenen menapoza girmiş dul karı gibiler.. birisi gole giden guiza'yi düsüren adama sari kart çıkartır, diğeri bence gol olmayacak bir jo'yu düşürmeyi kirmizi kart ile cezalandirir.. ha tabi guiza'nin tehlikesi hiç bir zaman "mutlak gol" olarak adlandirilamaz ama insan iyi niyetle davranir be arkadas "olmaz ya belki guiza gol atar" der de verir kirmizi karti..
hülasa galatasaray güzel oyunu ile taraftarına güzel maç izlettirerek şampiyonluğa bir adım daha yaklaşıyordu.. kasımpaşa takımında barış'ın harikulade oyunu farkın açılmasını engellese de farkı hakemler açıyor, galatasaray zor ama kazanacağı bir musabakayı daha kolay kazanıyordu.. bu iki kere iki dört.. hoş, ilk yaridaki ali güneş kurtarışına sayılsın bu kolaylaştırma artık.. bu arada yılmaz vural bu sezon ilk kez tv'nin yayınladığı bir maçta bu kadar net yeniliyordu.. galatasaray eğer haftaya eskişehir deplasmanından puan çıkartırsa, gari kimse tutamaz.. sevgiler iyi haftalar..
yazan: ugur parildak Posted in galatasaray | 0 yorum »
Galatasaray -Atletico Madrid son baskı
Cumartesi, Şubat 27, 2010 zaman: Cumartesi, Şubat 27, 2010başrolde ,on tane ultraslanın boyadığı "allah diyen aslan" motifi ve hoş bir kareografi ile başlayan gecedir. -Başkan Önenç arkadaşımıza kişisel şükranlarımızın yanında ayrıca teşekkür ediyoruz.
İtalyan düdük yardımcılarına maç öncesi son taktikleri verirken objektiflere böyle yakalandı.İtalya bahis skandalında en populer isimlerindendi. Uefa'nın sakat maçlarda "bişey olacaksa buna olsun " mantığıyla ateşe attığı isimlerden biri olduğundan turu geçen takıma bile sevimsiz görünmeyi başarabilmiştir.
derken yeşilliği gören koştu. Aralarında üçerli beşerli gruplar yapan futbolcular baya baya alman kale ,dokuz aylık, ortada sıçan tarzı binimum attraksiyon eşliğinde ısındılar. Bi ara Sabri'nin gazına gelip ciddi ciddi japon kale oynayan futbolcuları hakemin" evet 8 oldu beyler , örtüyü çekinde başlayalım ,saat yazıyo" tarzı serzenişi ile kendine getirdi.
santos da ısındı . kendi topunu getirip rahat rahat top sektirdi , dizinle 20 sektirdi , sabri abisi " küçük!! at bakam topu!! " diye bağırasaya kadar gönlünce koştu, terledi ,hevesini aldı..
kameraların sevineni çektiği dakikalarda, gol sevincini ne kadar abartırsanız ,olayın rakip için o kadar eziyete döndüğünü idrak ettiğimiz 2 karedir. "maçın özeti".
Milyon adet insan ,çekilen kurayı "abi keita yaparsa yapar" olarak çözümlerken Madrid heyeti başının kel olmadığı kanıtladı. Galatasaray'ın yekpare hucum anlayışı ve Madrid'in bu anlayışa yaptıgı sert muhalefet dikkatlerden kaçmadı. O da insan sonuçta. Gerçi çok net konuşmamak lazım.
yazan: bombonera Posted in avrupa'dan futbol, galatasaray, uefa | 4 yorum »
2010 galatasaray:1 atletico madrid:2
Perşembe, Şubat 25, 2010 zaman: Perşembe, Şubat 25, 2010oysa ki mükemmel bir sene olacaktı 2010.. lost'un sonunu gorecektik, red hot chili peppers yeni albüm yapacaktı, fransa'da en iyi üzüm yılı olacak, ve bu üzümlerden yapılan şaraplar ihtiyaç fazlasından ege bölgesindeki halka dağıtılacaktı.. üstüne bir de galatasaray rijkaardla beraber en azindan avrupa'da mayıs'ı görecekti.. ne geçti şimdi elimize? iddia'dan "üst olur abi kesin, keita 1 tane atar, arda da bir tane atar. hadi yiyelim diyelim bir tane 2-1.. banko üst" diyerek yatirilmiş bir kupondan kazanılan 17 lira 41 kuruş... 17 lira 41 kuruş mutlu olmaya yetmez ki
galatasaray maçın başından beri yorgundu zaten. iki takım da set oyununu benimsemiş "üzerime gelen olursa o boşluktan içeri dalar haklarım" rakibi diyordu.. o içeri dalmalardan bir tanesinde top serveti geçti ama aguero serveti geçemedi.. karate kid zamanlarından öğrenilen "yerden tekme"yi servet savurdu aguero'ya.. aguero, marca'nin yazdigina göre sezonu kapatirken, atletico vitesi yükseltti. arkadaslarinin intikamını alacaklardı. reyes bir kanattan bindirirken galatasaray'in defansı leo franco ile birlikte son maçlarda olduğu gibi devleşti.. iki takım da gol bulamazken devre birden bitiverdi..
devre arasında servet gidip özür diliyordu atletico takimindan.. hani "bak özür diledik insafli oynayın" manasında sözlerdi sanırım. galatasaray takımı forveti olmadığında kafası kopmuş bir tavuktu.. bunu bu maçta bir kez daha farkettik. mustafa sarp ne yapcagini topu kime tasiyacagini bilmiyor, arda kaçak güreşiyordu.. derken uğur'un alışılagelmiş konsantrasyon eksikliginden faydalanan madridliler taç atışından başlattıkları pozisyonda buldular golu.. herkes ceplerindeki sigara paketlerine uzanmış, ateş alıp sigaralarını yakmış, böylelikle stadın üstüne bir sis inmişken açılan ortayı keita kaleye gönderiyordu.. maç 1-1 olmuştu artık..
galatasaray ve atletico yine kör dövüşüne başlamıştı ki caner süper bir yetenekle ceza alanı içinde rakibi sirkulase etti.. boş zamanlarinda vampir avliyormuş gibi duran atletico defans oyuncusu duştukten sonra topu eliyle kesiyordu ama yan tarafta akşam sporu için oraya geldiğini düşündüğüm hakem göremiyordu bu elle mudahaleyi. caner de kızıp rakibini hemen düşürüyor, ilk sari kartını yiyor, 2 dakika sonra da yanlışlıkla "O" tuşuna basarak kayıp ikinci sarı kartı görüyordu. bu olayın başka izahi yok.. ha var da o da caner'in ultra amator bir sporcu olduğu gerçeğini getirir meydana..
galatasaray'ın morali komple bozulunca, golun gelmesi an meselesiydi ve forlan 89'uncu dakikada galatasaray defansını ipe dizip atiyordu golu..
17 lira 41 kuruş'un hikayesi bu işte.. 2010 da ne lost bitecek, ne şarap rekoltesi muhteşem olacaktı, ne red hot chili peppers yeni albüm çıkaracaktı.. bunlara hiç inanmadım.. ama allah biliyor bir ara galatasaray'in mayısları göreceğine inandım.. güneş batmadan başlayan avrupa maçlarını tekrar göreceğimizi sandım.. yanıldık.. çok üzücü şekilde hem de..
yazan: ugur parildak Posted in galatasaray | 1 yorum »
2010 beşiktaş:1 galatasaray:1
Pazar, Şubat 21, 2010 zaman: Pazar, Şubat 21, 2010Küçükken kurban bayramlarının 2. günü genelde yağmur yağardı. Bu olay annemin de gazlaması ile benim minik aklımda "Bak işte Allah Baba etrafta kesilen hayvan kanlarını yağmurla temizliyor. Bir nevi devasa bir hortum tutuyor sokaklara" şeklinde yorumlanırdı. Şimdi küçükken edindiğim bilgiler doğrultusunda şunu idrak ediyoruz
1. Allah diye bir şey var
2. Tüm hafta içinde biz çalışırken güzel havayı pencerenin dışına koydu, ve ne zaman hafta sonu oldu yağmuru salıverdi.
3. Senede 2 kez gelen Galatasaray Beşiktaş derbisinin de yağmur altında oynanması, Turist Ömer gibi Allah Baba'nın da Fenerbahçeli olduğunu gösteriyor.
İşte tüm bu manzarai umumiye içinde Beşiktaş tarihi İnönü stadı'nda oynanıp, memleketin birlik ve beraberliğe bu kadar ihtiyaç duyduğu bir günde takımların 1-1 berabere kaldıkları bir maçtır bu.
Yani sonuçta hikaye basit. Nasıl ki senede tek tük film izleyen insanlar bile Oscar ve Altın Palmiye'den kaçınılımaz bir şekilde haberdardır, futbolla ilgisi itü mühendislik öğrencisinin karıyla kızla ilgisi nazarında olan birisi için de derbilerden haberdar olmak o kadar kaçınılmazdır. Beşiktaş'ın sokaklarında ayrı bir heyecan vardır derbi günlerinde. İşte o günlerden birinde, yani 21 şubat 2010'da yağmur bile olsa bayragini pelerin gibi yapip, diğer eline yarım pide alan insanlar saat 16'dan itibaren stada girmeye başlıyorlardi. Olay basitti, tribünleri birer birer dolduranlar için, 1.5, 2 saat sonra maç başlayacak kartalları cimboma koyacaktı ki o sirada gümüş suyu'ndan aşağıya inen 1500 kişi'nin ruhları "inleyen nağmeler" tarafından sarılıyor, kartal'da cimbom'a çok afedersiniz eğiliyordu..
(temsili foto)
Maçın ilk dakikalarında Ferrari, Rüştü'nün kurtarabileceği bir topu kornere atarken esmer oyuncu, rüştü'ye "bilader sen bırak demezsen ben nasıl bırakayım" diyip dert yanıyordu. Dakikalar iki takımın da birbirini ölçmesi, peşrev çekmesi ile akıp giderken çılız ataklar defansların önünde, veyahut kalecilerin yumruklarında sonlanıyordu. Galatasaray orta sahasında mehmet topal'ın çok geride oynaması, barış'ın da çok ilerde oynaması nedeniyle galatasaray orta alandan topu ileriye çıkartamıyor, ama beşiktaş da kurduğu yoğun baskının neticesini alamıyordu. Tribunler çılgınlar gibi bağırırlarken 38. dakika gibi holosko ön direkte topa kafa vuruyor, leo franco yıllar evvel benjamin çizgifilminde "şeker adam"ın çıkardığı gibi topu iki hamlede ama tek elle çizginin az ötesinden çıkartıyordu.
benim optik gözlerime bakarsak pozisyon katiyyen gol değildi. bu pozisyon yeni geçmişti ki 43. dakikada beşiktaş topu direğe nişanlıyor dönen topu neill kornere gönderiyordu. Yağmur inönü stadının üstüne yağmadan durmam derken, galatasaray savunması beşiktaş'dan gol yemem dercesine mükemmel oynuyordu. İlk yarıyı bitiren aquaball çalarken, bu ses galatasaray için round'u bitiren gong sesi gibi geliyordu.
(34 yaşındaki bir delikanlının uf oldu diye başkasına gitmesini ben anlamiyorum arkadaş! yan hakem annen olsun bundan sonra bari ibo, öpsün olmadı yüzünü?)
tüm bu tartışmalar içerisinde devre arası biterken, takımla çakma "this is anfield" yazısının altından (beşiktaş stadında sahaya çıkış tünelinde "burası inönü" yazıyor.) sahaya çıkarken yağmurun dinmediği farkediliyordu. Yağmur dinmese bile ikinci yarıyla birlikte beşiktaş'ın akınları dinmişti ve galatasaray ilerde inceden top yapıyordu. özellikle elano, gördüğü yerden kaleye çakmaya başlamış, rüştü de tanrı'ya dualarına başlamıştı. bir pozisyonda yanılmıyorsam ibrahim toraman, mehmet topal'ı ceza alanı içerisinde kündeye getiriyor, 1 puan aldıktan sonra bir de üstüne oturup tuş yapıyordu. Olay net bir şekilde güreş musabakasını kazandırabilirdi toraman'a ama futbol musabakasında bunun adı penaltıydı. her neyse..
60. dakika gibi önce nobre ve holosko cikip yerlerini nihat ve bobo'ya biraktilar.. mustafa denizli taze kanlarla galatasaray'ı haklamak istiyordu. rijkard'ın plani ise bambaskaydi. caner oyundan çıkarken yerine sakatlığı geçen jo giriyor, arda kanada çekiliyordu ve hemen 2 dakika sonrasinda, alıp kaleye gitmesi gereken bir topta topu arkaya birakiyor, top orada evelenip gevelenirken yine jo'nun önüne düşüyor, bu kez jo topu kaleye çıkartmak isterken top sivokta kalıyor ama defans oyuncusunun basiretsiz davranışında arda 6 pas'ın oradan topu kendisinden kapıyor, ve nazikçe galatasaray'ı 0-1 öne geçiriyordu. golden sonra reklam panolarının üzerine tırmanan arda bundan 4 sene önce hasan kabze'nin yaşattığı sevincin benzerini yaşatıyordu galatasaray taraftarına..
inonu stadı karamsarlığa kapılmış, aralarından birisi "yeter yıldırım ören yeter" diye bağırsa cümlesi eşlik edecek pozisyona gelmişti. galatasaray bir gol daha atabilirdi. ki kontradan pozisyon da buldu. ama jo'nun muhtemel kendine güvensizligi ve sakatliktan yeni cikmis olmasi ikinci golu getirmiyordu. 80. dakika olmustu ki elano oyundan çıkıp yerine mustafa sarp giriyor, ve galatasaray 1-0'ın üstüne yatmaya hazirlaniyordu. o sirada orta sahanın 5-10 metre ilerisinde besiktas bir serbest atis kullandı. galatasaray defansı yine "lan?" şeklinde adam paylaşınca sivok karambolde topu önünde buluyor "bu mohaç savaşında katlettiğiniz soydaşlarım için" dercesine topu saraylıların ağlarına birakiyordu. golden sonra o da arda gibi reklam panolarının üstüne tırmanınca bir sonraki maçta o reklam panolarinin üzerine dikenli tel döşemek farz oluyordu..
maç yağmur altında 1-1 biterken, iki takımın da mucadelesi göz dolduruyordu. böyle oynansın bu ülkede futbol canım yensin. iki takım da birbirine pislik yapmadan, ortamın gerilmediği, küfürün olmadığı, adam gibi futbolun seyredildiği bir musabaka 1-1 bitmiş ne güzel. memleketin her tarafında, herkes bir şekilde birbiriyle munakasa ederken beraberligin kimseye zararı olmaz sanırım. hoş bu sonuç sonrasinda, maç eksikleri ile birlikte kimin lider olduğu pek belli olmadi ama olsun. nihayetinde futbol kazandı.. ha bir de leo franco'nun son iki maçtaki "maradona beni görsün" şeklindeki performansı gerçekten büyüleyici. demek ki kalecisi iyi olduğu sürece servet'in yetek olup olmaması (nedeni bilinmese de) bir handicap değil galatasaray için..
fotograflar: ajansspor.com ve ntvspor.com
yazan: ugur parildak Posted in beşiktaş, galatasaray | 1 yorum »
Vancouver Chatman'a madalya göndersin
Perşembe, Şubat 18, 2010 zaman: Perşembe, Şubat 18, 2010
-tofaş maçı sonrası yapılan testlerde, Beşiktaşlı basketbolcu Mire Chatman'da yasaklı madde tespit edildi
-hımm. Neymiş o yasaklı madde?
-esrar
-höh!
Herşeye ragmen çok net adam çıktı kendisi. Her haltı yiyip ,yakalanınca orasını burasını oynatmayana ,aman kariyer gitti, aman itibar gitti diye bin türlü pişmanlık ayaklarıyla yerin dibine girmeyene bir nebze de olsa ayrıcalık verilmeli bence. Kendisine "baya baya marijuana içiyosun sen yani şimdi" diye soruyorlar. Adam "içiyorum abi,yani maç geceleri içmiyorum işte nedir?" diye cevap veriyor.
Herşey iyi güzel ,kendisinin ilk savunmasını “ ya bana bi enerji vermiyorki bu, niye ceza alıyoruz anlamadım, alışmışız bi kere işte” şeklinde 'Domdom Ali isyanı' taktiği kullanması bambaşka oldu. tiryakisiyiz hocam, alışmışız bi kere !!
Öte yandan Vancouver 2010 türlü türlü abecilikle kutlanırken, doping konusunda da sert takılıcaz diye kabak tadı verdiler. Ortalıkta tam yetki ve binbir artislikle volta atan amcalar, elinde şırınga ona buna “önüne bak , alırım kanını”diye laf ata ata takılıyolarmış . En son ,dün 500 metre sürat yarışında fotofinişle altın ve gümüşü paylaşan rus sporculara “ gençler nerden geliyo bu enerji , bi üfleyin bakalım ” diye sulanınca bardak taşmış, testi kırılmış. Doping konusunda manyak manyak uygulamalarla kendinen iyice nefret ettiren WADA bile Kanadalılara “bilader vur dedik öldürdünüz “ gibilerinden nota vermiş.
Zaten millet altını gümüşü bi kenara koymuş ,”bugun ne türlü dandiklik olacak” diye izliyor müsabakaları. Aradan bi bronz çekip Chatman'a gönderseniz , 2 ay sonra anca farkedilir.

yazan: bombonera Posted in dış basın, magazin, olimpiyat | 0 yorum »
14 şubat 2010 galatasaray:3 ankaraspor:0
Pazar, Şubat 14, 2010 zaman: Pazar, Şubat 14, 2010
(biz de isterdik sevgilimize sevgililer gününde karanfil almayı, ama sevgilimiz yoktu, bilet parasına harcadık parayı!!)nick hornby futbol ateşi kitabında harika bir şekilde tanımlar olayı "sonraları kadınlara nasıl aşık olduysam, futbola da öyle aşık oldum: ansızın, açıklanamaz bir şekilde, üzerine kafa yormadan getireceği acı ve kafa karışıklığını bir nebze bile düşünmeden" ve tüm hengamenin içinde inönü stadından bu düşünceye kontra bir ses yükselir "sevgili terkeder ama kartal terketmez" diye.. kartal, cimbom, veya fener, veya her hangi bir futbol takımı üzebilir sevdiğini, kahredebilir de, hatta açık konuşalim kimse takımını onu mutlu etsin diye sevmez, ama tüm bunlara rağmen hiç bir zaman takım sizi terketmez. siz onu terkedebilirsiniz istediğinizde ama o döndüğünüzde oradadır.. işte bu sevgililiğin içinde tam olarak 14 şubat sevgililer gününde, bahardan kalma bir gün yaşayan dersaadet'te oynanmayan ama galatasaray'ın 3-0 kazandığı musabakadir ankaraspor maçı..
(bu fotograf yayinlanmasından 4 dakika sonra facebook hesabina konulmuştur)
(galatasaray kanatları bir kova portakal gibi.. "2 kişiyiz, 38 tane portakali nasil yiyeceğiz?")
(golden sonra gökçeklerin gözlerinin içine bakarak sevinen arda'nın siyasi mesajı hoş karşılanmıyor, "galatasaray gibi bir klubun takım kaptanının" şeklinde başlayan türlü türlü cümleler kuruluyordu)
ilk yarı 2-0 galatasaray üstünlüğü ile biterken tribunler sabri'ye tezahurat yapiyor, sağ kanatta uğurun performansını hiç beğenmediklerini de facto olarak beyan ediyorlardi.. sabri de tüm bu sevgiyi ortadoğu ve balkanların en iyi sağ beki olduğu için aldığını düşünerek içten içe seviniyordu..
(bu fotonun konuyla/maçla bi alakasi yok.. sadece bayildigim için koydum!!)
yazan: ugur parildak Posted in galatasaray | 6 yorum »





