milli takim ole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli takim ole etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010 Türkiye: 3 - Belçika: 2

Salı, Eylül 07, 2010 zaman: Salı, Eylül 07, 2010




7 eylül 2010 günü istanbul kadiköy ovasında cenk olunan musabaka'da hiddink'in "önce durdur sonra vur" tarzı oyunu ile önce geriye düşüp, sonra 3-2 kazandiğimiz bir musabakadir belçika vukuatı..

biz ki kosova'da, mohaçta, anafartalarda, dumlupinarda allah allah diyip cümleten saldıran, sinesi püryan, kılıcı al kan, kahrımız kılıcımız düşmana ziyan bir ırkız.. oysa ki elin guus hiddink'i ne bilsin yıldırımlar yaratan ahvadımızı.. adam maçtan evvel kafasında demiş ki "şimdi ben bunlara hiç beklemedikleri bir şekilde oynayayım en başta. gol yemem bu oynayacağım oyunla.. ikinci yarıda da genç semih'i oyuna alır, gol atarım galip gelirim" ama işte enginlere sığmayan yırtarak bendini aşan bir ulusa bunu anlatmak çok zor. özellikle de rıdvan'a.. maç boyunca elin hollandalisinin analitik düşüncesini kavrayamayan rıdvan'in, 23 nisan'da falan guus hiddink koltuğuna oturmasını ve takimi 5 forvetle başlatmasını gönülden istiyorum ben..

her neyse.. maçtan evvel futbolcular basketbol maçına gitmiş, sabri tribunden topu potaya sokmaya çalışıp yürekleri ağızlara getirmişti. kampta kazakistandan getirilen şapkalar ile komik fotolar çekiliyor, pes turnuvalarını illa ki emre belozoğlu kazanıyordu..

(fransa maçında sabri yürekleri ağızlara getirdi)

sayılı gün çabuk gelir çarpar, 7 eylül'ün saat 9'u denk geldiğinde, memleket son kez teravih namazına giderken konya'da 15 kadar mümin'in uefa'ya "bir gün sonra olsun maç" şeklinde bir dilekçe verdiği ortaya çıkıyor, teravih namazından önce verilen vaazda bu muminlerin isimleri tek tek okunup onurlandırılıyorlardı. memleketin cümlesi referandum ayağına birbirine girmişken, milli takımın bütünleştirici gücü en azından 90 dakika birleştirici olacaktı..

velhasıl maç tam 9'da başladı. başta dediğim gibi hiddink'in kafası bizimkinden bambaşka çalışıyordu. biz istiyorduk ki delicesine saldıralım, hucum presi yapalım, şanssız bir gol yiyip geriye düşelim.. bir daha da toparlanamayalım. fatih terim ile böyle oynamış ve 2 sene evvel bu tarihlerde aynı statta tatlı bir belçika beraberliği elde etmiştik.

takım tuncay dışında, ki o da loğusa kadınlar gibi başına garip bir bandana takmıştı, direkt forvet olarak adlandırılacak başka bir adama sahip değildi. ama net toplar oynuyordu. belçika uyuyor, onlar da "beraberlik iyidir abi ya" düsturu ile götürüyordu oyunu. 15. dakikada arda çok şahane bir pası tuncay'ın kafasına ekleştiriyor, ama tuncay galatasaray'ın kadikoydeki basiretsizliğini yaşayarak topu avuta vuruyordu.

(kara vicdanlı van buyten ve şürekası)
27. dakikada "bruce willis" filmlerinde götünün üstüne oturamayıp "allahım bana haksızlık yapildi ben de gideyim arıza çıkartayım" diye olay çıkartan adamlara benzeyen van buyten kornerden gelen topa kafayı ekleştiriyor ve topu ağlarımıza bırakıyordu. rıdvan bu dakkadan sonra çıldırdı.. tüm ülkeyi gaza getiren bir celali paşası gibi huus hiddink'e verip veriştiriyordu.. hani çıkıp "sizde hiç namus kalmadı mı cemaati müslimin, bu sünnetsiz guus hiddink'i başımızda ne diye tutuyoruz" dese, trabzonda halk galyana gelip istanbula yürüyebilirdi..

ilk yarı bu şekil biterken kimse futboldan memnun değildi. şimdi bunu söylemek kolay ama, skora isyan eden arda, tuncay, emre, ömer gibi adamlar varken maçın böyle bitmeyeceği aşikardı.. yurdun kahvelerinde "ikinci yarı semih girmezse bi bok olmaz" şeklindeki görüş benimsenirken, bir kaç fırlama `nihat hatipoğlu`'na "semih oyuna girmeli mi hocam" diye sms atıyorlardı..



ikinci yarı başlar başlamaz ilk yarı pek oynayamayan selçuk inan çıkıyor, genç semih oyuna giriyor, daha 5 dakika geçmeden feleği şaşan, sistemi komple değişen türkiye karşısında ne yapacağını bilmeyen belçika sağdan ismail'in yarattığı pozisyonda (haşa yaratmak allaha mahsustur. pozisyonu bile allah yaratır icabında) hamit topu penaltı noktasının bir metre ilerisinden ağlara bırakıyordu..

türkiye sonunda kendi kimliğini ecdadının gurur duyacağı oyunu oynamaya başlamıştı. pozisyonlar oluşturuluyor, yeşil sahadan alsan 1974'e götürüp discoya koysan insanların yadırgamayacağı bir tipe sahip olan fellaini ömer tarafından tutuluyor, geri kalan pozisyonlar servet tarafından zehir ediliyor, 67. dakikada semih yine sağ kanattan hamit'in yaptığı bir ortayı ağlara gönderiyordu.. 2008 ruhu geri gelmiş gibiydi ama 5 dakika geçmeden, milli takım kalesinde daha ham olan onur kendinden beklenmeyen bir hatayla yine kötü kalpli forvet van buyten, golu atıyor skoru eşitliyordu..

ama dedim ya türkiye 4 tane isyankar adama sahipken öyle berabere veya bir farklı geri düştüğü maçı bırakacak takım değildi.. 78. dakikada gökhan gönül yerden ortalıyor, ceza alanının sağında arda topa gelişine vuruyor, kaleci kurtarınca "hasiktir" diyip bir daha topa vuruyor ve maç 3-2 oluyordu..



öyle veya böyle türkiye alışık olmadığı bir mantalite ile, ama cağdaş, rasyonel bir düşünce tarzıyla galip geliyordu.. viyana kuşatmasında böyle akdenizli ruhuna sahip olmayan, sakin sakin menzile giden bir kumandanımız olsaydı bugun viyana sokaklarinda "geliyor kılıçdar kılıçdaroğlu" sesleri yankılanıyordu.. maçtan sonra takım otobusune bağlanan başbakan gerse de ortamı (insan büyüğüyle konuştuğunda ister istemez geriliyor) güzel bir gece, güle oynaya bitiyordu..

Deutschland, warten Sie mit uns!

2009 türkiye estonya maçı

Cumartesi, Eylül 05, 2009 zaman: Cumartesi, Eylül 05, 2009

(kayseride iftar açılımı)

İnsanların kendi psikolojik hastalıkları varsa, insanların oluşturdukları daha büyük oluşumların, mahallelerin ve devletlerin de kanımca psikolojik hastalıkları var. Mesela ABD aleni olarak devamlı korku altında olduğundan, devamlı şüpheci olduğundan paranoyak bir devlet, Almanya durup durup alakasız bir yerde çıldırdığından `tourette sendromu` sahibi, türkiye'nin de dikkat dağılımı sorunu var. Bir gün kürt açılımı ile doluyor sokaklar, berberler "valla ben açılmayın diyorum denizde cocuklara, basbakana diyemiyorum" diye konuşuyor, öbürsü gün "sınır kapimizi aciyormusuz" a donuyor hadise, cem garipoglu yakalanmiyor, venezuela'da chavez karsiti gosteriler düzenleniyor, adanademirspor alenen komunizm propagandasi yapiyor.. dikkat bir orada bir buradayken gündemine milli takim arasi veren tek avrupa ülkesi biz olmaliyiz. bugun dünya sampiyonu olsak cem garipoglu ile süreya bey bi de yaprak dokumunden ferhunde halay ceker kimse de "evi kondun resmen bravo!" demez. her şey unutulur.

işte bu ahval ve şerait içinde 4-2 biten ve kayseride oynanan Türkiye - Estonya maçından vaziyet ve manzara-i umumiye: ispanyollara iki maçta da yenilmiş, bosna hersek'in 4 puan berisine düşen, fikstur olarak da felaket durumda olan, ama yine de televizyonlarinda milli maçlar yaklasinca onlarca milli takim temali reklam verilen bir ülkeydi Türkiye. Milli maç kayseride oynanınca, memleketin diğer büyük illerinden homurtular yükselmişti tabi. Bizansın cocuklar öfkeliydi bu anadolu açılımına. tüm maçlar istanbulda yapilmaliydi, futbol istanbulda oynanmalıydı.. Eh istanbullular anadoluyu bu kadar umursamazken, 100 sene önce padişah'in umursamamasini nasil anlamiyorlar bilmiyorum. genel bir sorunu bu sanırım istanbul'un. bir olay istanbulda olmazsa o olayin gerçekliğini, ve buna deyip değmeyecegini sorgulamaya basliyorlar..


(estonya'nın 7. dakikadaki golunu voskoboinikov atti (temsili resim))

her neyse maç tüm bu düşünceler altında oynanmaya baslamis, kayserililer iftarlarini yapip stada doluşmaya başlamışlardi ki estonya akdeniz'e bakan kaleye doğru bir atak geliştirdi. ankara malatya otobani tarafindaki kaleye gol atmayi bekleyen 70 milyonluk türkiye halki 7. dakikada kalesinde defans hatasiyla golu görüyordu. golu atan oyuncu soguk bir rus gecesinde paltosu ile dolasan bir gogol kahramani gibi isme sahipti "Voskoboinikov".. stat hoporlorlerinden "golumuuuuuz 8 numara....." şeklinde bagirilmiyor, o taraftarlarin "voskoboinikov" derken telef olmamalari saglaniyordu. maçtan sonra bu sag duyudan ötürü, estonya kayseri elçisi ahmet balaban (her ile estonyali elçi gonderirsen estonyada adam kalmaz, ondan outsourcing yapilmis) stat yetkililerine teşekkür edecekti..

türkiye'nin defansi paspal bir görüntü verse de ilerde müthis adamlar vardi. arda, emre, tuncay mükemmel paslar yapiyor, sercan ilerde alenen henry hamurundan geldiğini gösteriyor, hamit net ortalar aciyor, kazim kazim ise atv'nin yeni yayin dönemi dizileri reklamlari altinda kalip oynadigini türk halkina göstermiyordu. tak elveda rumeli, tak adanali derken adamin futbolunu izleyemedik..(sercan mactan sonra "sagolsun arda abi kaleye vurdu, bana da dokunmak kaldi, benim gol atmam degil mühim olan takimin kazanmasiydi, ama ben de ilk golumu attim tabi haliyle sevincliyim" diyordu)

türkiye baskıyı kurunca, önce tuncay, arda'nın muhtesem statik oyunu ile verkaça giriyor, ve çok şık bir golu estonya aglarina birakiyor, ardindan arda sag kanattan getirdiği topu kaleye cakiyor, kaleciden donen topu 18 içinde sercan tamamliyor ve milli oluyordu. ankara'nin neredeyse tüm kirmizi plakalilari maçta olduğundan protokol kurallari dahilinde bir sevinç yasaniyor, estonya başkanına, sag elin avuc icini gosterip ileri geri oynatan bir kişiye "ayip yenge var adamin yaninda" denilerek uyariliyordu. maç 2-1 olmuş, norveç'ten de gol haberi gelmiş, iddaa kuponlari tutunca bir grup kayserili taraftar mutluluktan ucmaya baslamisti. bu arada ara verilmiş, diyarbakirda polise taş attiklari için içeri alinan cocuklar, stat ışıkları ile büyülenmişlerdi.cocukların taş degil de top atmalarini saglamaya calisan kuruluşa da şuradan selam cakabilirsiniz http://www.ba-ran.com/yetenek-avcilari/
(tuncay bir kez daha, kontagi actiginda tüm takimin calismaya basladigini gösterdi)
15-20 dakika sonra takimlar sahaya ciktiklarinda, türkiye milli takimi devre arasinda tulumba tatlisi yemiscesine agirlasmisti. gobeklerini oksayip "soda var miydi ya?" demelerine az kalan bu kitleye "Vassiljev" golu ekleştiriveriyor, kale arkasinda bir kiz cocugu gol yedigimiz için ağlamaya basliyordu. annesi kizi "bi daha yemicez, aticaz hatta" diye sakinleştirmeye calisirken, gercekten bir daha gol yemeyecegimizi o ufak kiz gorecekti. 8. kornerimizdi ki arda hamit'in açtığı ortanın kaleci tarafindan karsilanamayacagini gördü ve ekleştiriverdi kafayi. 3-2 olmustu bile hemencecik. dedigim gibi defansimiz kötü olsa da forvetimiz amansizdi üstelik kazim'in üstüne dizi reklamlari binmeye devam ediyordu. fatih terim daha fazla buna dayanamayip kazim'i oyundan aliyor, halil kornerden hemen önce oyuna giriyordu.

(kimi kayserili taraftarlar petrol ofisinden alinan takim bardaklari gibi yanyana dizilip objektiflere poz veriyorlardi)
9. ve 10. kornerimizi de attigimizi spiker firat bey ilan ederken (hayir bay firat, profesyonel futbolda 15 kornerde 1 penalti diye bir şey yok. lütfen saymayi birakiniz!) tuncay çok şık vucut calimlari ile penalti noktasinin oradan kaleye şutunu cakiyor ve macin skorunu belirliyordu, türkiye: bosna hersek macindan 3 puan cikartirsan umutlanir - estonya: cok calistik ama rakibin usta ayaklarina engel olamadik.


fotograflar milliyet.com.tr den.

1 nisan türkiye ispanya maçı

Çarşamba, Nisan 01, 2009 zaman: Çarşamba, Nisan 01, 2009

(semihin golünden sonra bir kısım türk umutlanmış "iki geliyor iki, yalele yalele/kalktı semih'in siki yalelelli" seklinde tezahurata girmişlerdi. yalan da degildi)

olur ya, feci hastasınızdır ama dışarıda mükemmel bir hava vardır, siz dışarı çıkmak istersiniz ama kapasiteniz bellidir. daha güzel günleriniz olmuştur, dışarıda olmanın tadını çıkardığınız deli gibi her insandan daha mutlu olduğunuz anlar, ama bu bahar gününde böyle değilsinizdir. içerde oturup mutsuzluğu sonuna kadar yaşamalısınızdır. işte böyle bir anda, böyle bir bahar gününde tek gol atıp iki gol yediğimiz bir müsabaka oldu bu. eh zamanında fifa’nın kararlaştırdığı üzere, bu mağlubiyet anlamına geliyordu. (rakipten yediğinizden daha azını attığınız ama yine de galip geldiğiniz spor oyunları icat etmeliyiz.. böyle olmuyor) bir nisaaaan aslında biz kazanmışız.. çok değişik olmuş... püf olmuyor sanırım böyle. bir nisan da bir yere kadar..

muhteşem bir bahar günüydü. maçtan evvelki görüntüleri "when i am thinking of you" calarak verebilirdi mesela her hangi bir kanal. sevgililer sahilde çılgın atıyor, liseliler okuldan kaçıyor, insanlar ceketlerini ellerine alıp dolaşmanın keyfini sürüyorlardı. ve dahası bugün bundan 400 yıl evvel bize yahudilerini gönderen halkın futbolcuları geliyordu bu yana, der saadet’e. maçtan 4 gün evvel, rahmetli victor hugo’nun romanlarından fırlamış bir isme sahip olan gerard pique’nin golü ile yenilmiştik ama iyi de oynamıştık. cümle âlem bunun farkındaydı. hatta ispanyada pazartesi öğlen vakti kahvaltısını yapan bir liman işçisi, gazeteye sardığı öğle yemeğini yerken aynı gazeteden okuyordu türkiye’nin müthiş oyununu. (burası da bir nisan sanırım)

(foto çekilirken, sağdaki adam aslında orada yoktu.. yokmuş yani)

bu arada maçlar 180 dakika oynanacaktı ama 180 saatlik reklam yapılmıştı televizyonlarda, amansız olacaktık, ne bileyim efendim tek yürek tek vücut zafere koşacaktık. hükmü hümayun olunmuştu ki reklamcılar tarafından ismimize, ispanya’nın tepesine inecektik. reklamları dinleyen bir grup taraftar çarşamba günü için “avrupa şampiyonuymuş bugün ispanya/ispanyol denirmiş bugün oğlanlara/bayrakta kırmızı, yaşa katalunya/sikeceğiz seni milli ispanya” şeklinde tezahüratlar bile hazırlanmıştı. memlekette seçim de bitmişti, derdimizi tasamızı komple futbola verebilirdi.

nitekim sayılı vakit kolaycacık geçti. hakemin “melpa istanbol” deyişi ile maç başlıyor, miller de fatih terim’in sabır düsturu gereğince top çevirmeye başlıyorlardı. hesapta set oyunu yapacaktı türkiye, böyle paslaşacak, ispanya topa bastığında açık alanlara emre gibi, sonra emre gibi ve emre gibi adamlarla top kaçırıp nihat ve semih’i casillas ile buluşturacaktık. bir beş dakika böyle gitti bu. sonrasında bakıldı ki emre’nin öyle bir kapasitesi yok ve bu set oyununda arka taraftaki tavşanlı belediye spor ve balıkesir spor’dan milli takıma dâhil olmuş gibi oynayan hakan balta ve emre âşık inanılmaz hatalar yapıyor, o zaman bu oyundan vazgeçelim denildi. numaralı alttan birisinin “beyler bildiğiniz gibi oynayın” demesinin bu çark edişte büyük payı olduğunu düşünüyorum. hayır bu çocuklar iyi oyuncular, nasil ne şekilde bu durumlara düştüler anlamış değilim ben.. sonrasında sahada oynanan oyun sanki dünya kupası elemeleri değil de milliyet firmalar arası halı saha turnuvası gibiydi. ispanya özel futbol takımı kurmuş, büyük kurumsallaşmış bir şirket iken, biz “halil bey ve mahdumları kahve fabrikası” gibi oynuyorduk. toplar ayaklardan kaçıyor, paslar başarısız veriliyor, stop edilemiyor.

ama nasıl olduysa birden türkiye’nin sahadaki en iyi ismi arda turan inanılmaz bir pas çıkarttı. ofsayt kokan pozisyonda tuncay topu indiriyor, casillas “yandım anam” diyip karambol de kalıyor, semih ise boş kaleye topu göndermekle yetiniyordu. maç durduk yere 1-0 olmuştu ve tribünler sahada maç yapıldığının farkına varmıştı. tribünler kendileri için ispanya’ya koyulması gerektiğini düşünmeye başlamışlardı mesela. ilk yarı bir heyecan biterken, mikrofonlarımız bosna hersek atatürk stadyumuna bağlanıyor, oradan gelen 2-0 haberi ile bir garip oluyorduk. eğer türkiye ilk yarıdaki oyununu oynamaya devam ederse, ispanya torres'i çıkartıp javier bardem'i alsa, rafael nadal girse defansa, orta sahaya ricky martin alınsa türkiye'yi yine de yenebilirdi.

tribünde tuvaletlere girilmiş, yurdun geri kalanında yaprak dökümü’ne bakılmaya çalışılmış, hatta tribünde televizyon gösteren çin malı cep telefonlardan birisi ile yaprak dökümü’nü izleyen bir taraftarın televizyonu ya da cep telefonu, ya da sanırım her ikisi birden bozulmuştu.

on beş dakika biterken takımlar sahaya çıkıyorlar, bu kez e5 tarafındaki kaleyi ispanya almak istiyordu. daha ikinci yarının başıydı ki, gökhan’ın maç başından beri yaptığı ve yapacağı yegâne isabetli ortaya, tuncay vurması gerekirken nihat vuruyor ve top dağlara taşlara gidiyordu. nihat o topu tuncay’a bırakabilse maç 2-0 olacak kopup gidecekti. ama işte, maçın başından beri bizi tutan (trafalgar’dan gıcıkları var bu ispanyollara ) asil hakem bile nihat’ın golü atmasını sağlayamıyordu. maç orta saha mücadelesi içinde geçerken türkiye iyi oynamaya başlamış ama emre hırslanmıştı ama yine de gökhan, hakan balta ve tuncay felaket bir oyun sergiliyorlardı. dakika 61 olmuş ve trabzon’da yaşayan her taraftar havaya balon atma özlemi ile kudururken, uzak taraftan kullanılan bir korneri kaleci volkan ıskalıyor, o arada deli ibrahim üzülmez topa elle dokununca affetmeyip penaltıyı çalıyordu kalleş hakem. volkan bu maçta boynundaki yaratığı çıkarmış ve ilk yarıda muhteşem kurtarışlar yapmıştı ama o yaratık olmadan daha ileriye gidememiş ve hatasını yapmıştı.

durum 1-1’di ve fatih terim şov başlayabilirdi artık. önce nihat çıkıp batuhan giriyordu oyuna. yurdun çoğu kahvesinden ve hatta adana pozantıdaki kahvelerden "olumlu" sinyali alan bir hamleydi bu.(ki pozantidaki kahvelerin olurunu almak zordur) ama sonrasında semih çıkıp sabri oyuna girerken ve ardından maçın en iyisi ve son dakikalarda oynamak için canını verebilecek adam arda oyundan çıkarken yerine nuri şahin giriyordu. engizisyon rahipleri fatih terim’i sorgulasalar ve fatih terim “şu yüzden o değişiklikleri yaptım” dese, rahipler bile mantıklı bulmazlardı sanırım. 1-1 olan bir oyunda tek forvete dönmeyi sanırım ancak bir sarhoş ördek hayal edebilir. (bu son cümleyi manisa turgutludaki bir kahveven edindik.. ki manisa turgutludaki bazi kahveler fatih terim'in devamli arkasında olmakla övünürler)

(canlandırma)

hülasa maçın son anlarında ibrahim’in “napalım oldu” diyebileceği bir şekilde guiza’ya asist yaptırması ile yediğimiz bir golle maçtan 2-1 yenik ayrılıyor ve boşnakların galip gelmesi üzerine bir 4 sene sonrasına bırakıyorduk dünya kupası hayallerimizi. başta da dediğim gibi, kendi sporumuzu uydurmanın zamanı geldi artık. dünya kupasını da direk denizli’de falan düzenleriz. ha bu arada fatih terim’e iki maçta yaptığı hizmetlerden dolayı, ispanyol kralı madalya falan vermek isterse ilerleyen günlerde, şaşırmayacağımı buradan dile getirmek isterim.

Arda'ya Real Madrid kancası

Cumartesi, Mart 28, 2009 zaman: Cumartesi, Mart 28, 2009


"real madrid city"

Millilerimizin İspanya maçına Madrid tesislerinde hazırlanmasıyla ,beleşe oyuncu izleme imkanı bulan Mijatovic’in Arda’yı istediği ortaya çıktı. Antremanları yakından takip eden Mijatovic ve başkan Boluda arasında 10 dakika ara ile yapılan 2 telefon görüşmesini ele geçiren  "çekirdekçi tayfa"  bir ilke daha imza attı. Görüşmede Mijatovic’in  “konuştum ben arda’yla, adam  uçağa binmem koşarak gelirim dedi, kaç paraysa verelim bence “  ifadesini kullanması, futbol camiasında bu transferin bittiği izlenimini yarattı. Telefon görüşmesinin tam metni şu şekilde;

Mijatovic: başkanım kalktın mı?
Boluda : kalktım kalktım ,aramışın sabah duymadım. noldu?
Mijatovic: başkanım bu Arda’yı diyorum. Valla temiz oynuyor adam. 
Boluda: haa 66 numara dimi?   çok istiyolar ama ona yaa.
Mijatovic: valla istersen bi sordurayım ben.. 
Boluda: valla bi sordur bakalım , arda ne diyo konuştun mu?
Mijatovic: konuştum tabi ,ön bahçede çeşmenin orda kıstırdım, Terim görmedi..
Boluda: ee?
Mijatovic: Ne desin başkanım, hastası oldu ortamın. uçağa binmem koşarak gelirim diyo
Boluda: ehheheh iyi iyi tamam, ara bakalım kaç istiyolar.
 
10dk sonra;
Boluda: aradın mı , kaç diyolar?
Mijatovic: başkanım konuştum şimdi. 25 peşin diyolar ...
Boluda: yuhh ronaldomu alıyoz aq!!
Mijatovic: onu zaten alamıyoz başkanım
Boluda: lafmı çarpıtıyon sen bana?
Mijatovic: yok estagfurlah... öylesine söledim ben.
Boluda: bırak gözüm bırak...
Mijatovic: valla ne diyim bunlara şimdi ben. 15 ederi var bu adamın...
Boluda: o zaman 12den ihaleyi aç sen. En kötü 15e bağla yanlız bak 16 vermem ona göre.  
Mijatovic: oldu başkanım..
Boluda: haa bide yakın çevrene zerre bişey söyleme bi zahmet. 2 dakkada ispitliyolar basına,ne pis arkadaş çevren var senin anlamadımki ben.
Mijatovic: tamamdır başkanım ,hayırlı olsun diyelim mi o zaman?
Boluda: niye lan?
Mijatovic: ne biliyim içimden geldi ...arda iyidir yaa?
Boluda: hadi canım ,hadi gözüm. çıkıyorum şimdi konuşuruz orda...kupon yaptınmı sen akşama?
Mijatovic: yok yapmadım daha
Boluda: iyi iyi ...tek maç varmıymış bak bakalım
Mijatovic: tamamdır başkanım..


toki'nin yaptıgı Realtepe tesisleri ,dünyada  örnek gösterilen tesislerin başında geliyor. masraf diz boyu...

*bombonera

İspanya aday kadrosu...dostum raul demişsin, güiza çıktı..

Cuma, Mart 20, 2009 zaman: Cuma, Mart 20, 2009

ispanya milli takım aday kadrosu;  gönderen: Del Bosque

Kaleci: Iker Casillas,Jose Manuel Reina,Diego Lopez
Defans:Alvaro Arbeloa, Juanito, Raúl Albiol, Carlos Marchena, Sergio Ramos, Gerard Pique ,Capdevila
Orta Saha: Xavi Hernandez,Santi Cazorla,David Silva,Albert Riera,Sergi Busquets, İniesta,Xabier Alonso,Marcos Senna
Forvet: David Villa, Fernando Torres, Fernando Llorente , Daniel Güiza (evet güiza...)

 Ferrari'sini satan bilge- Raul'unu satan del Bosque..
    Yeterince kibar olmaya çalışacağım.Sonuçta bir tercih meselesidir olan biten. Saygı duymak lazım gelir.(raul kadar başına daş düşsün) Ancak saygı duymamak da bir tercih meselesidir.Bu kararı sadece “futbol”u baz alarak verdiğini varsaymak istiyorum. İstiyorum da arkadaş, bir yandan da dizi dizi diziyorum buraya;  form durumu?,,,son maçları?,,, kondisyonu?,,,yeteneği?  ,,, tecrübesi?,,,oralardan iyi vurması? Listeyi kabartıp daha fazla rezil etmek istemem zatı muhteremi. Bunların hepsini bir kenara bırakalım. Asıl mesele olayın saygısızlığa, vefasızlığa, büyük büyük ayıplara doğru yol almış olması ki, aslında insana  koyan  biraz da  bu durumdur.



    İnsanoğlu istedi ki; "Aragonés'in yaptığını yaşlılığına veriyorum, daha bunamadık çok şükür" diyen biri çıksın.Hele hele sıradaki maç Bernabeu'da oynanacak iken , jestlerin en kralı yapılsın, gönüller fethedilsin. Lakin öyle olmamış, Del Bosque  Güiza'da, Raul'da olmayan birşeyler bulabilmiştir(bravo)  


   Bu noktada bahanemiz nedir; "Galip gelen takım bozulmaz ,kupa alan takım hiç bozulmaz".     Arkadaş,,,, o takımda Raul yoksa, klişeler de değişir,taşlar da yerinden oynar, o takım da öyle bi bozulur ki feleğin şaşar. Raul yarın çıksa, “teknik adam olmuşsun ama adam olamamışsın “ dese ,  bi cevabın varmı?

sonuç olarak Güiza içerde, Raul dışarda, biz ise arada kaldık. Terim'e "döndürmeyin" diyemedik, del Bosque'ye "küstürmeyin" diyoruz...

"bombonera

Mesut Yoksa Hayko Var

Salı, Şubat 10, 2009 zaman: Salı, Şubat 10, 2009


Mesut Özil'in Alman milli takımını seçmesinden sonra asılan yüzler, gelen mutlu haberle tekrar güldü.. ismini vermek istemeyen bir milli takım yetkilisi "Mesut Almanya'da büyümüş, orada arkadaşlar edinmiş, her şeyini oraya borçlu bir genç evladımız. Alman takımını seçmesinden doğal bir şey olamaz. Ama biz de "Vah vah mesut almanya'da oynuyor" diyip oturmak yerine yapıcı hamlelerde bulunduk. Mesut yerine "Hayko Cepkin"'i oynatacağız. Bir kaç sene içinde de bir Almanya musabakası organize edip, forma değiştirme sırasında gerçek Mesut ile Hayko'yu değiştireceğiz.."

Yetkililere "ehehe" diyoruz.

fotograf bobiler.org dan geliyore.. (jargon bu)

amigo sabri

Pazar, Ekim 12, 2008 zaman: Pazar, Ekim 12, 2008

http://img.mynet.com/spr2/Sabri.jpg
dünkü performansi ile degil türkiye milli takimi, banko brezilya milli takiminda oynar.. hani "gel carsamba günü bolivya ile macimiz var" deseler yeri.. sahsen ben gurur duyarak gonderirim..

fakat işte keşke maç sonunda statta yapilan "tesekkürler geldiginiz icin" anonsunu sabri'nin yaptigini düsündürtecek kadar yeni gelin olmasaydi.. ben bi an, sabri'nin yanda duran mikrofonu aldigini "tesekkürler, cok tesekkürler" dedigini düsündüm..

her neyse, "sabri sahaya, üclü cektir cimboma" diyelim de, milli maç boyunca besiktas tezahuratlari yapan taraftara kontra olsun..

11 ekim 2008 turkiye bosna hersek maci

Pazar, Ekim 12, 2008 zaman: Pazar, Ekim 12, 2008

pastirma yazi bitmiş, son kalan tembel kuşlar da yuvalarina dönmüş, hatta çalışkan karinca aynanin karsisina gecip "öhöm, şimdi de çalip söyle o zaman ey agustos bocegi" deme egzersizleri yaparken, mali kriz bir yandan patlamiş, ama cepte para olmadigi icin bu krizden en az etkilenecek insan olmanin keyfini sürerken, bir hazan mevsiminde, istanbul'un en güzel yerlerinden birinde oynanan, ve 2-1 türkiye'nin üstünlügü ile sonuclanan musabakadir..

maçtan evvel tv her zaman yasanan klişeler birer birer yaşaniyordu.. tv kanallari stadin etrafina canli yayin arabalarini koydurup spor yazarlarina "bence okan bu maçta oynamali! sergen oynamaz mi bu takimda ya? koy sergeni dursun, bi şut çeksin koysun kaleye alalim maçı" tarzi yorumlar yaptiriyor, en az 10 kişi kadikoyden besiktasa vapurla geciyor, sonra stad ile besiktas iskelesi arasindaki mesafeyi "yürürüz ya" diyerek gecmeye calisiyor, yolun yarisinda "göz kararimi sikiim" yorumlari yapiyorlardi. bozuk paralar çekirdeklere harcanirken, emre belozoglu tarkan'in sahnede giymeye cekinecegi bir kiyafet ile maça geliyor, ve winston churchill yillar evvelinden "any man who would wear a brown suit is a cad" şeklinde bir söz söylüyordu (kusura bakma fatih hocam ama bu böyle. türkçeye cevirmeyi gözüm yemedi. ama sen bilirsin ingilizce)

hasagiç'in stat televizyonundan ikinci yari baslayacak "`kavak yelleri`"dizisini izlemek istemesi yüzünden, gazhane tarafindaki kaleyi ilk yari milli takim aliyor, tv yi gormeyen kaleyi ise boşnaklar aliyordu.. her seferinde "efendim noldu biz ayri düştük boyle, başkanim bizi tekrar osmanliya alin" mesajlari cakan bosna hersek, maça tam kadro ile çıkmış, milli takim ise özellikle forvet hattini sanki "final dergisi dershanesi" önünden toplayarak çıkmıştı.. batuhan ve mevlut yaslari itibari ile "valla bence fizik sorulari zordu ama matematigi yaptim" ayarinda konusmalar yapacakken milli forma ile sahaya cikiyor, fatih terim yurdun bir çok il, ilçe ve bucakindan "ya icat cikartiyor ya!" seklinde gider aliyordu..

her neyse kapalidan gelen ilk çekirdek çıtlamasi ile birlikte maç basliyordu.... 30 dakika kayda deger bir şey olmadi.. ki sonra gol yedik.. maçtan evvel bahis siteleri, türkiye'nin galibiyetine 1.3 beraberlige 6 kusur ve bosna hersek galibiyetine "komple şirketi veriyoruz" oranlari vermişken bosna hersek belçika'nin attigi golun aynisini atmiş, kaledeki volkan ise `boluspor` kalecisi ziya'dan bile fazla güven verememişti..

bu dakkada stattaki genel kani "yusuf oyuna girmeli ya" ya donmusken gazhane tarafindaki tribunden "yusuf ne girecek oyuna, gitsin ibo show'da şiir okusun, tipi ona müsait" yorumu yapiliyor, baska bir yerde de "esas `rob roy` daki liam nelson gibi parasini kurtarsin ingiliz bankerlerden, oradakine daha cok benziyor" sesi yükseliyor, yusuf'un `yusuf hayaloglu`'na mi yoksa rob roydaki "liam nelson" a mi daha cok benzedigi tartismasi tribundeki gergin hava bir kisim dagiliyordu.. (karar sizin.. rob roy: http://www.jimandellen.org/ellen/RobRoythecouple.jpg , ibo show: http://www.yeniyerim.com/user_pics/grup471f0d0666075.jpg )

batuhan'in kolu oyundan çıkarken yerine nuri şahin giriyor, mevlut ise golleri antin kuntin bir şekilde kaciriyordu..

ilk yari bu telaşe içinde biterken winston churchill'in sözünü bir kez daha hatirlamak istiyorum "any man who would wear a brown suit is a cad" teşekkürler.. devre arasi verilmiş nedense devre arasindaki reklamlar "bicirik sirkeleri, balikesir'in en iyi sirkesi","konya şeker, hmmm çayım konya şeker ile ne kadar tatli","çukubik kereste sanayi!" şeklinde olmustu..

her neyse ikinci yarinin baslamasiyla birlikte, `duran toplarin usta ismi` sabri boşnaklarin kafasinda top sektirtip skoru 1-1 yapiyordu.. milli takim basiyordu ama, hasagic kalesinde devlesiyordu.. o sirada "yusuf yusuf yusuf" sesleri yurdun kahvelerinden yükselirken, yusuf kenarda belirdi.. o dakkada tak diye mevlut topu aglara gonderiyor, skoru 2-1 e getiriyor, yusuf'un sureti bile öne gecmemize yetiyordu.. evliya gibi adamdi şu yusuf!

her neyse, lafi cok uzatmayalim, ibrahim kaş'i ile (ki 20 sene önce olsa ismi tilki ibrahim olurdu), sabri delisi ile (macin yildizidir gönlümce) mevlüt'ü ile, hasagic'i bir macin daha sonuna attigimiz golden bir az gol yiyerek geliyor, 3 puani cebe atip, önümüzdeki zorlu estonya deplasmanina gülen gozlerle gidiyorduk.. (hey yavrum hey, hususi de bekledim ha 0000 da entry gireyim diye)

19 subat 1956

Pazartesi, Şubat 18, 2008 zaman: Pazartesi, Şubat 18, 2008




bugunku inonu stadinda, o zamanki adiyla mithat pasa stadyumunda oynanmis, tarihi mac. turk futbolu, 1990'larda hamle yapip avrupa'da orta-ust sinif bir futbol takimi olana kadar, turkiye'nin muhtemelen futboldaki en buyuk basarisi idi bu mac. aslinda bir ozel mac, dolayisiyla cok da onemi yok, ama bu halit kivanc'in 80'ler boyunca bu mactan bahsetmesine engel olmadi.
macaristan, o zamanlarin en guclu futbol takimi. 1954'de isvicre'de dunya kupasi'ni beklenmedik bir sekilde kaybetmislerdi almanya'ya ama bu zamanin en iyi takimi olduklari gercegini degistirmiyordu. nitekim finalde 3-2 maglup olduklari almanya'yi grup macinda 8-3'le ezip gecmisler, 1952'de ingiltere'ye wembley'deki ilk maglubiyetlerini 6-3 ile tattirmislardi. ayni ingiltere'yi budapeste'de ise 7-2 ile dagitmislardi. kadroda, kocsis, hidegkuti, puskas gibi efsaneler var.
macarlar, maca tam kadro cikmadilar. kocsis yoktu forvette. milli takimin kalesinde turgay seren vardi. neyse lafi uzatmayalim, turk milli takimi, maci lefter kucukandonyadis'in biri penaltidan 2, o zamanin gencecik forveti metin oktay'in 1 goluyle 3-1 kazanmayi basardi. macarlarin tek golu macin sonlarinda efsane forvet puskas'tan geldi.
90'larda artik cok duymuyoruz geyigini neyse, bu iyi bir sey..
macaristan da zaten bu mactan sonra dususe gecti, 1956 sonbahar'inda varsova pakti kuvvetlerinin, budapeste'yi isgal etmesinin de bunda payi var tabii.. puskas, ispanya'ya kacti ornegin..(willy van der kerkhoff, 04.02.2003)

fatih terim

Pazartesi, Şubat 18, 2008 zaman: Pazartesi, Şubat 18, 2008


hayir sunun üzerine bişiler yazayim istedim, ben de diger bloglardaki abilerim gibi futbol konusayim istedim, diyeyim ki "fatih terim soyle demis ama oyle boyle diildir o" ama arkadas bu fotonun üstüne ne denebilir ki? hayir su fotoya sahip bir insan degil futboldan kuantum fiziginden bahsetse, ciddiye alamam "abi bi dakika kibrit alip geliyorum" derim mutfaga gidip gülerim bi 5 dakika..